Kötülüğün Sıradanlaşması ve İlgi Alanı
Resim Kaynak: The Zone of Interest Film Sahnesi
İlgi Alanı ve Sıradanlaşan Kötülük
The Zone of Interest/İlgi Alanı, seyircisini pek çok soruyla bırakıp, oldukça rahatsız eden bir film. Üstelik hikayenin, yaşanmışlıklarla kurgulandığını bilmek bu rahatsızlığı katmerliyor…
'İlgi Alanı', Almanya'nın II. Dünya Savaşı sırasında Yahudi soykırımını sistematik olarak uyguladığı toplama kampı Auschwitz'in komutanı Rudolf Höss, eşi Hedwig ve beş çocuğunun hayatını “gözlemleyen” bir film. Filmi, gökyüzündeki renkleri ve ortamdaki sesleri duymaksızın izlemek, kır manzaralarıyla zenginleşmiş bir mutluluk hikayesi olabilirdi. Tabii uyumak için uzun koridorlar geçip, birbirini takip eden çeşitli kapıları kapatmalarını görmezden gelmeniz şartıyla. Bir torbaya doldurulmuş çeşitli giysileri keyifle seçmelerine de bir anlam vermeniz mümkün olursa…
Filmi izlerken Covey’in ilgi alanı ve etki alanı kavramlarını da hatırladım. Rüya konutlarının bitişiğindeki duvarın ardında yaşananlar, evdekilerin (çocuklar ve anneanne hariç) ilgi alanına girmiyor gibiydi. Kontrolleri dışında olduğu için ilgilenmediklerine ikna olmak istedim, ama öyle değildi. Uyum sağlamış görünen yaşamlara hak vermek rahatlatıcı olabilirdi. Sıradanlaşan kötülük, iyi olduklarını zanneden insanların gönülden çabalarıyla hayatın içindeydi oysa…
Kötülükte anlam yaratmaya ikna olmuş zihinler, ilgi alanı ve etki alanlarını ona göre inşa ediyordu. Muhakeme, sadece yaşanılacak rüya ev, kendi çocuklarının iyi beslenip sağlıklı ve güçlü olmalarını sağlamaya yönelikti. Anne için ilgi alanını ve etki alanını biçimlendiren evdeki düzen ve temizlikle sınırlıydı. “Kendi” dış atmosferinin ideal görüntüsü içinde, ilgi alanına duvarın bitişiğindeki toplama kampı da giriyordu elbet. Ama sadece kaliteli giysilere ve mücevherlere ulaşmanın yolu olarak…
Bu bağlamda, neyin kontrolümüzde, neyin kontrolümüzde olmadığını değerlendirirken ne kadar samimiyiz? Yoksa öyle büyük bir çarpıtmanın içindeyiz ki, insanların ölmesinde/öldürülmesinde anlam mı buluyoruz? Kötülükleri örttüğümüz kalın perdenin hikayesini dokuduğumuz fikirler, aslında hangi mutluluk sanrımızın/hikayemizin parçası?
İlgi Alanı, bir sinema filminden fazlasını yaparak, Holokost dehşetini iliklerinizde hissettiriyor. Seyirciye küçücük bir rahatlık verecek sahne yok. İzlerken empati duymamak, ıstırabı hissetmemek imkansız. Öte yandan bu empatiyi, gücü elinde tutanlarda ve karar verenlerde yaratamadığı ortada. Çünkü bu filmin gösterime girdiği günlerde, Gazze’deki soykırım devam ediyor…
Resme bütünüyle bakınca, ne soykırımı yapan Naziler, ne Gazze’de katliam yapan İsrail yönetimi, ne hayatı pahasına canlı bomba haline gelen İşid militanları üzerinden değerlendirme yapmak mümkün…
Zihinlerdeki algının kitlesel olarak bu kadar çarpıtılmış olması dehşet verici! Dönemin Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbles’in uyguladığı tekniklerin, bugün geniş bir kullanım alanı bulduğunu hatırlamak ayrıca rahatsız edici…
İnsan olmanın anlamını kaybetmiş; daha doğru ifadesiyle, bu anlamı çarpıtarak hırslarına, öfkesine, açgözlülüğüne, korkularına, kaygılarına, fikirlerine maske yapmış eylemleri olan insanlar var. Bu eylemlerle yaratılan korkunç bir ıstırap okyanusu var. Muhakeme yetisinin kaybolmasıyla kötülüğün sıradanlaşması ve ahlaki çöküşün tüm toplumu sarması var...
İlgi alanımızı da etki alanımızı da doğru değerlendirebilmek, insanın anlamı olmadan geçersiz kalıyor. Bu geçersizlik, fikirlere saygı kılıfına da sığamaz ne yazık ki… Saygıdaki anlamı da yok ediyor böyle bir bakış. Saygı; insan olmanın anlamıyla, varlığıyla ortaya çıkabiliyor sadece. Tıpkı Atatürk’ün her koşulda yansıttığı muhakeme gücü ve etik davranışlarının, aradan yüz yıl geçse de saygıyla kalplerimizde yer alması gibi. Çanakkale de, Kurtuluş Savaşı da insanlık dersleriyle dolu mücadelesi ile ilham veriyor. Yoksa her toplumun tarihinde kazanılmış zaferler var.
İnsan olmanın anlamı çarpıtıldığında, akıl hastalığının pençesinde yaşayan toplumlara dönüşüyoruz. Anlam, etik olanla bağı olmaksızın anlam olabilir mi? İlgi alanımız, anlamla şekilleniyor. Önceliklerimiz, anlamla sıralanıyor. Etki alanımız, bu anlamla gelişiyor.
Sahi ilgi alanımızı nasıl yarattığımızın farkında mıyız?
A. Handan Armağan D.
2 Mart 2024, İzmir